
Feride, bir büyük şehrin kalabalığında iki farklı dünyanın arasında ip cambazı gibi yürüyen bir kadının hikayesi. Bir yanda “ayıp olur”un gölgesindeki aile sofraları, diğer yanda KPI’larla ölçülen toplantı odaları… Feride’nin günü genellikle sabah işe yetişirken otobüste kulaklığıyla nefes egzersizi yapmaya çalışmasıyla başlıyor; gün içinde iş arkadaşlarının “abla”sı olup akşam eve döndüğünde “kızım”a dönüşüyor. Nezaket, onun için bir kalkan gibi; ama kalkanın da ağırlığı var. Bazı günler gülümseyerek kurtarıyor, bazı günler gülümsemesi çatlıyor.
Şunu net söyleyeyim: Feride’yi izlerken kendinizi WhatsApp aile grubundan Slack kanalına tek bir sahnede ışınlanmış gibi hissedeceksiniz. “Nazik kalmak” ile “kendini feda etmek” arasındaki o ince çizgiyi bir cetvelle değil, kalp atışlarıyla ölçüyor dizi. Absürt mizahı tam kıvamında; bir sahnede kahkaha, diğerinde “aa, bu ben!” diyerek durup düşünüyorsunuz. Spoiler vermeden şunu bırakayım: “Benim kurallarım benim evimde geçerli.” Ve o ev bazen bir ofis masası, bazen bir aile sofrası, bazen de Feride’nin kendi içi. İçerik üreticisi refleksiyle söyleyeyim; bu dizi, ekranı kapattıktan sonra da kafanızda devam edenlerden. Küçük bir şaka da benden: Feride bir gün ‘geleneksel’ ve ‘modern’i bir WhatsApp grubuna alsa, grubun adını kesin “Arada KalANLAR” yapardı. Otomatik indirmeyi açın; bu hikâye bildirimlik.
2 Yorum (Popüler)
Lütfen yorumlarınızı saygı kuralları çerçevesinde yapınız.Yorum yapabilmek için üye olmalısın.
Giriş Yap